Kara Kule Filmini İzledik ve Yorumladık

<span class="fa fa-user"></span>
Ceyda Doğan Karaş
Kültür SanatSinema
1.8K
0

Kara Kule I – Siyahlı adam çölde kaçıyordu. Silahşör de peşindeydi. Bütün çöllerin tapınağıydı burası. Gök kubbesinin altında her yana doğru sanki milyonlarca kilometre uzanan dev bir düzlük. Bembeyaz çöl.

“Ben elimle nişan almam. Her kim eliyle nişan alıyorsa, amacından sapmıştır. Ben gözümle nişan alırım. Ben elimle ateş etmem. Aklımla ateş ederim. Ben silahımla öldürmem. Kalbimle öldürürüm.” – Silahşör

Sinema dünyasının “umuyorum” yıllarca konuşacağı The Dark Tower, sonunda bekleyenleriyle buluştu. 4 Ağustos Cuma günü vizyona girecek olan filmimizin yönetmeni Nikolaj Arcel. Kendisini Ejderha Dövmeli Kız, Kafesteki Kadın ve Yasak Aşk gibi yapımlardan tanıyanlar olacaktır. Filmin başrolünde yer alan isimlerden bazıları ise Idris Elba (Roland Deschain / The Gunslinger), Matthew McConaughey (Walter O’Dim / Man in Black), Tom Taylor (IV) (Jake Chambers), Abbey Lee (Tirana), Katheryn Winnick (Laurie Chambers), Fran Kranz (Pimli). Tabii bunların yanında spoiler olmaması adına yazmadığım başka oyuncular da mevcut.

Filmi iki taraflı eleştirmek gerek; kitabı okuyanlar ve okumayanlar şeklinde. Bunun nedeni ise son kitabı okuyanlar Kara Kule (The Dark Tower) evreninde neler yaşandığını biliyorlar. Bu yüzden yazıyı olabildiğince spoiler olmadan iki tarafı da mutlu edecek şekilde yazacağım. Bazı terimler isteseniz istemezseniz de kitabı okumadıysanız bile spoiler demek. Hoş, fragmanı izlemediyseniz yine spoiler demek çünkü bu film, her şeyin spoiler’ı. Ne çok spoiler yazdım arkadaş… Yeterince gerildiniz mi? Güzeeel!

Son kitaptan sonra olayların bir döngüde kısılı kaldığını biliyorduk öyle değil mi? Döngü kısmını kitabı okumayanlar için detaylandırmayacağım ancak okuyanlar ne demek istediğimi anladılar. İşte film, döngü kısmından sonrasını işliyor. Bu yüzden birebir kitaptaki her şeyi beklemeyin. Bu beklenti, sizi mutsuz edecektir. Filmin konusu; Yaşadıklarımızdan farklı dünyalar da vardır. Bu Dünyaların kaç tane olduğu belli değildir ve her birinin, bağlantısı vardır. Bu bağlantıları koruyanlar, korumayanlar ve kimisinin tehlikesi ise tahmin edilenden fazladır. Son Savaşçı Şövalye Roland Deschain, bütün evreni bir arada tutan Kara Kule’nin yok olmasını engellemek için Siyah Giyen Adam olarak bilinen Walter O’dim’e karşı sürdürdüğü, sonsuz bir savaş içinde esir kalmıştır. Son Savaşı kaybetmesinin ardından Dünya’nın kaderinin pamuk ipliğine bağlı olduğu, iyi ve kötünün ters düştüğü bu son savaşta Roland, kaleyi Siyah Giyen Adam’dan koruyacak tek kişidir. Jake isimli bir çocukla yolları kesişen Roland, sert karakterinin altında yatan kahramanın uyandığına şahit olunca, amacının dışına çıkan bir insana dönüşür ve bu da tüm Dünyaların kaderini değiştirecektir.

Kara Kule serisininin yanında çılgın bir Stephen King hayranıyımdır. Ünlü yazarın en iyi yaptığı şey ise okuyucuyu şaşırtmak ve daha iyisi, onu kendi evreninde hapsetmektir. Kara Kule de bu hapsoluştan zevk almanızı sağlayacak nadir filmlerden biri. Konusu, işleyişi ve karakterlerin mimikleri, oyunculukları kesinlikle mükemmel. Ronald rolündeki Idris Elba’ya laf edenler utansın. Rolüne çok iyi bürünmüş ve ruh hali de tıpkı kitaptaki kadar başarılı. Jake olan ilişkisinden tutun, Walter’a olan takıntısına kadar her şey mükemmel. İlk duyurulduğunda açıkçası ben de rahatsız olmuş ve daha iyi bir Şövalye bulunabilineceğini düşünmüştüm. Oysa Stephen King’e güvenmek yeterliymiş. King, kitaplarındaki evrenin sinema veya dizi dünyasına her uyarlanmasında, içeriğe el atan nadir insanlardandır. Senaryo dahil birçok detaya karışır. Hem Walter karakterini oynayan Matthew McConaughey hem de Jake karakterine hayat veren Tom Taylor, tam olarak kitapta hayallerimde süslenen yüzlere benziyor. Son kitabı okuduysanız görsel olarak da bayağı her şey yerine oturuyor. Tek sorun Idris Elba’nın kendisi ancak o da elinden gelenin en iyisini yapmış. E daha iyisi, Şam’da kayısı. Hele o mermileri silahına yerleştirişi, Walter ile karşı karşıya geldiği anlar *fangirl scream!*

Oyunculuklar güzel de filmin geneli nasıl sorusu, asıl kafaları kurcalayan kısım sanırım. Yazımın başında kitapları okuyanlar ve okumayanlar diye eleştiri yapmıştım. Bu filmde çok azıcık da olsa yeni bir Warcraft veya Kral Arthur Kılıç Efsanesi vakası görecek gibiyiz. Birincisi filmin konusu hızlı işleniyor ve doğal olarak “neden” sorusunun cevabını almak neredeyse imkansız. Bu nedenden evrene uzak olan kitlenin bir kısmı muhtemelen filmi beğenmeyecektir ancak diğer bir kısmı o “neden?” sorusunun cevabını alabilmek için kitaplara yönelecektir. King Arthur örneğini ise yeterince o filme değer verilmemesine bağlıyorum. Aslında özünde başarılı olan bir film, nasıl Ghost in the Shell gibi yerden yere vurulur anlamıyorum. Oysa Ghost in the Shell ve Kral Arthur, gayet başarılı filmlerdi.

Film, aksiyon kısmında izleyiciyi yeterince doyuruyor. Kısa olmasındaki eleştirilere de aldanmayın; ilk kitap 240 sayfa. Şimdi diyeceksiniz ki “e Hobbit?” Ben de şöyle yazacağım “:)”. Hani çok da o konuya takılmayın derim. Film, sıkmayan detaylara ve diğer Stephen King yapımlarına bol bol gönderme yapan içeriklere sahip. O (It), 3’ün Çekilişi ve Mahşer gibi yapımlara da selam çakmaktan geri kalmayan Kara Kule filmi, bizi yeni sürprizlerin beklediğinin bir göstergesi aslında ya da King, sadece ağzımıza bal çalmaktan ötesine geçmeyecek. Bunların yanında reklam konusununda da göze sokulmayan afişlerin olması tatlı olmuş.

Gelelim Kara Kule kitaplarını okuyanlar için yazacağım özel eleştiriye (Bazılarınız için spoiler sayılabilir. Dilerseniz bu paragrafı filmi izledikten sonra okuyun): Kara Kule’nin döngü kısmından hemen sonrasını konu alan bu film, doğal olarak bazı beklentilerinizi karşılamayacak. Mesela ilk kitapta Jake’in kaderi ne yazık ki fazla karanlık. Aslında kitabın neredeyse tamamı karanlık ancak film, kitaba oranla daha gerçekçi bir Dünya’da geçiyor. Gerçekçi değil de aydınlık, aktif ve şeffaf bir Dünya’da geçiyor desek daha doğru olacak. Bu nedenden kitabı okuyanlar, filmin yeterince karanlık olmadığını düşüneceklerdir. Unutmayın bu film, kitaplardan hemen sonrasını işliyor. Son kitabın son satırını bir daha okursanız, ne demek istediğimi anlayacaksınız: Devam etme zamanı. Siyahlı adam çölde kaçıyordu. Silahşör de peşindeydi. Yani döngüdeyiz ve Stephen King yapımıyla karşı karşıyayız. King’in yapımlarına aşina olanlar, onun çılgın dünyasının ne kadar saptın olduğunu bilirler.  Tıpkı 1970 yılında basılan ilk kitaptaki gibi aynı sözlerle sonlanan 2004 basımlı Kara Kule, kafaları karıştıran ve bir o kadar da insanı derinden etkileyen sona sahip. Pardon, son mu dedim? Başlangıç demek istemiştim. Filmin bazı noktalarda ani geçişlere sahip olması, sanki “extended” versiyonu gelecekmiş gibi havaya büründü. Fragmanda olmayan sahneler de gözümden kaçmadı değil. Umarım o açığı da kapatırlar. Ayrıca fragmanlarda da gözüme çarpan eld’in borusu, filmin kitaplardan sonrasında geçtiğinin diğer bir kanıtı. Oyunculuk konusunda ise Idris Elba’ya şans verin derim. Farkındayım, kitaptakinden çok farklı bir betimleme ile karşı karşıyayız ancak adam işini layıkıyla yerine getirmiş.

Müzik konusu ise filmde beğenmediğim tek nokta olabilir. Filmin konusu, işleyişi, karakter detayları, göndermeler, diyaloglar, aksiyon anları, atmosfer derken her şey beklentimin çok üstündeyken; müzikler aksine vasattı. Açıkçası Tom Holkenborg gibi bir isimden daha fazlasını beklerdim. Deadpool’daki performansını Kara Kule’de gösterememiş. Nota seçimleri fena değil ancak “hadi soundtrack’leri bulayım, dinleyeyim de gaza geleyim” diyebileceğimiz bir durum değil. Son olarak film sonu jeneriğini beklemenizi öneririm ancak görüntü değil, sese dikkat edin. İyi seyirler!

Ve sondan olabildiğince uzakta!
Uzakta akşamından başka hiçbir şey yok, adımımı
Daha ileri atabileceğim hiçbir şey yok! Bu düşünceyle
Cehennem zebanisinin göğsündeki dostu, koca bir kara kuş
Geçti süzülürmüşçesine, şapkama değen ejder kanatlarını
Açarak, belki oydu aradığım yol gösterici

Film, 4 Ağustos Cuma günü vizyona girecek!

Kara Kule 4 Ağustos’ta Türkçe Dublaj Seçeneğiyle Sinemalarda