Dying Light İnceleme

<span class="fa fa-user"></span>
İlker Karaş
İnceleme
6.4K
0

Düşmez kalkmaz bir Allah demişler sevgili okurlar, biz yine Dying Light’ın ıssız bir sokağında yakalamışız zombileri veriyoruz beline beline odunu… Oyunumuz adını az önce yazdığım Dying Light. 27 Ocak’ta çıkmış, benim ise 9 Şubat’ta edindiğim ve 1 aylık süre içinde de 22 saat civarında oynadığım senaryonun da hala %17’lerinde olduğum bir oyun. Neden 22 saatte %17’ye geldim onu size ilerleyen satırlarda aktaracağım, isterseniz ufak ufak girelim mevzuya.

Mevzu böyle başladı aslında...

Mevzu böyle başladı aslında…

 

Oyun Harran’da geçiyor. Efsane binalarla bağı bahçesi varoş bir kentin birleşimi kıvamında güzel nezih, tatile dahi gitmeyeceğim bir yer. Gerçek hayatta var olan Harran ile yakından uzaktan (ya bu da ne biçim bir anlatımdır, hiç alakası olmayan desek ya, ama olsun seviyoruz biz bu yapıyı) alakası olmayan bir şehir. Zaten yapımcısı Techland da bunu böyle diyor ama civardaki insanlara da Orta Doğu ve Türk’lerin yaygın kullandıkları isimleri vermekten de çekinmemişler. Neyse mekan Harran, konu zombi salgını sonrasında bölgede yer alan güzide bir arkadaştan bir evrakı teslim alıp (deyim yerindeyse birine bakıp çıkmak kıvamında görevi olan) Crane’in başına gelen mevzular. Zaten adım attığınızda size bir “Selamın Aleyküm Genç!” minvalinde davranıyorlar. Durum da böyle olunca ilk temiz sopanızı yiyerek ortama ayak uyduruyorsunuz.

Plansız programsız zombi avına çıkılmaz

Plansız programsız zombi avına çıkılmaz

 

Konu dolambaçlı, aksiyon ise üst düzeyde oyunda çoğu zaman. Yapısı gereği Dead Island, Dead Rising, Mirror’s Edge, Far Cry 3 & 4 ve Assassin’s Creed’den tatlar bulunduran ve bunları “lanet olsun lan çok iyi birleştirmişler” dediğimiz bir halde karşımıza sunan Techland benim ciddi anlamda saygımı kazandı. Konuyu kaldırın bir kenara atın biraz, şöyle koltuğun arkasına koyalım. Bakalım oyunun mekaniklerine ve haritasına. Açık dünya konsepti dendiğinde böyle babası olmayan çocuk gibi kalakalırsınız görevler olmadığında değil mi? “E ben nereye gideceğim” diye saf saf monitöre bakarker bulursunuz kendinizi. Hiç alakası yok falan diye trip atmayın bana, kendimden biliyorum. Bi’ depresyonda hissediyorum kendimi, Göksel gibi perdelerden yataklara fırlatasım geliyor, durduramıyorum…