Karıkoca Kavgası #1 – MMORPG Kafası da Nedir?

<span class="fa fa-user"></span>
Ceyda Doğan Karaş
Köşe Yazısı
12.1K
0

Hayatımı video oyunlarıyla şekillendiriyorum. Doğru okudunuz. Bu, ömrüm boyunca devam edecek. Neden mi? E ekmeğimi bu şekilde kazanıyorum çünkü. Oyun oynayarak para kazanıyorum ben. Nefret ediyorsunuz benden değil mi? Yapmayın öyle, kolay iş değil bizimki. Tatil deseniz yok denilecek kadar az, sosyal medyada her şey çok güzel görünür ancak işin arkasında neler döner neler. Yine de sonuç olarak sevdiğimiz işi yaparız ve yatağımıza girerken, yüzümüz gülümser. Darısı başınıza derdim ancak bazen de gülümsemezsiniz, çünkü partneriniz MMORPG sevmez! Ya da ille de Imperial’cıdır, kırmızı ışın kılıcıyla kafanızı dürter, bu da yetmezmiş gibi Decepticon delisidir. Siz, karıkoca olarak Ceyda ve İlker’i her şeyde bir bütün mü sandınız yani? Canlarım benim, öyle bir şey yok. Olmayacak da, hatta olmasın da. Yoksa kendime eğlence çıkartamam veya ışın kılıcı kavgası yaparken, moda giremem falan. Bu konu uzar gider, bunların üzerine daha çok konuşacağız, yazacağız. Şimdiki konumuz, MMORPG.

10 yıldan fazla zamanımı World of WarCraft‘a adamış bir insanım. Yanına 12 yıllık Diablo da ekleyebilirim. Hala da aktif olarak oynuyorum. Oynamaya da devam edeceğim. Bundan öncesinde de Ultima Online var (Dünya’nın en iyi MMORPG’si, aksini iddia eden çarpılır, karaböcek gibi ters döner, yanar!). Sabahlara kadar arkadaşlarımızla GM peşinde koştuğumuz, milletin atını, eşyasını arakladığımız Ultima Online’a benzer olarak piyasaya çıkmaya hazırlanan bir de Albion Online diye bir oyun var. Şu ara yapabilecek pek bir şey kalmadığını söyleyen arkadaşlarım nedeniyle, başladığım gibi bıraktım ancak henüz denemediyseniz ve MMORPG seviyor, Ultima hastasıysanız beta başvurusunu yapın derim. Ayrıca MMO olayına verilebilecek en güzel örnekler Wargaming firmasının oyunlarıdır. Yanına Destiny de gelir mesela, çok zevklidir ama herkes sevmez. Neyse, nerede kalmıştık. MMORPG neden sevilir? Sevgili eşim olan İlker herifimle anlaşamadığım konulardan biri olan “MMORPG sevme” durumu tartışmaya çok açık. Ona göre tamamen zaman kaybı olan ve “çok WoW oynuyorsun, kalk şu PC başından kadın, bana sandviç yap!” konuşmaları, doğal karşılanan bir olgu. Ben ise “sen yap” şeklindeki kısa tepkimden sonra, kendimi raid’lere dungeon’lara adayan sıradan bir hatunum. Önüme yemimi, suyumu ver hiçbir şeyine karışmam. Bu kadar da basit bir beslenme alışkanlığım var.

Geçmişteki MMORPG’leri sıralamayı bir kenara bırakıp, neden MMORPG türü tatlı bir türdür ondan bahsedelim. Bana göre MMORPG sosyalleşmenin en güzel yollarından biri. Bunu, “tek” sosyalleşme aracı olarak düşünmeyin. Aman diyeyim, her şeyin fazlası zarar. Öyle sabahlara kadar oyun oynamak zaten yapılmaması gereken davranışlardan biri. Yazık oğlum gözlerinize, kitap okuyun daha iyi. Bak yine konudan saptım, ne diyordum; sosyalleşmek. Bu türün tek olayı arkadaşlarınızla eğlenmek, onlarla muhabbet etmek değildir. Yabancı arkadaşlar edinmenizi ve hatta yabancı dilinizi de geliştirmenizi, bazı kelimeleri öğrenmenizi sağlar. (Btw, asap, afk, brb vb.) Kısaltmalar istemesiniz bile hayatınızın bir parçası haline gelir ki bunu sürekli yapmayın. Herkes o kısaltmaları kullanmaz, hatta bazıları bundan nefret eder (empati şart yavrular). Yabancı dili geliştirme konusu, MMORPG’lerden edindiğim en önemli öğretilerden biri. Kişisel olarak özel bir İngilizce eğitimi almadım, tek olayım video oyunları ve süper lise (geçmişte hazırlık okumak puanla elde edilen bir şeydi, artık zorunluluk. Evet inektim ben, ne var!). Lise sonrası İngilizcemi geliştirmek için kurslara abanmayı düşündüm ama donuma kadar her şeyimi alabilecek durumdalardı, bildiğiniz pahalı. Durum böyle olunca, kendimi WoW’a adadım. Pişman değilim. Çok güzel arkadaşlıklar kurdum, kavgalarım da oldu tabii. Mesela girdiğim her Türk guild’i dağıldı falan. Bu tarz oyunlarda kadın olmak zaten başlıbaşına sıkıntı da o da başka zamanın konusu olsun. Şimdi evli olduğumdan “kısmen” de olsa kafam rahat.

MMORPG’lerin diğer bir güzel yanı, sıkıcı da olsa onu güzelleştiren bir ortamın olması. WoW eskisi kadar eğlenceli bir oyun değil, bir şeyler artık fazla sıradan. Bu durum Neverwinter için de geçerli, Aion veya Albion için de öyle. Çünkü birçoğu kendini tekrar eden kulak koparma, böbrek toplama, tırnak törpüleme gibi görevlerden ibaret. Hikaye kısmı da bir yerden sonra bitiyor. Durum böyle olunca kendimizi PvP’ye veriyoruz ve işte asıl eğlence orada başlıyor. Daha iyi eşya bulayım, “gerçek oyuncuların” ağzına kılıcımı sokayım, büyümle burun kıllarını yakayım derken, yine dönüp dolaşıp arkadaşlarla oynama kısmına geliyoruz.

Bir MMORPG oyununu, eğlenceli yapan şey; onu birlikte oynayabilecek arkadaş ortamının olmasıdır. Bu durum, her online oyun için geçerlidir aslında. Yalnız oynamaktan zevk bile alsanız, bir yerden sonra aynı alışkanlıklara sahip veya sizin eksiğinizi tamamlayan “o insana” ihtiyaç duyarsınız. Bu da MMORPG’nin diğer güzel yanıdır. Bir yandan çok güzel bir mekana girip, role play yaparsınız. Karakterinizi ölümüne sarhoş eder, arkadaşlarınızın karakterlerini zorla soydurup, masa üstünde dans ettirirsiniz. Hatta oynadığınız oyunun kendine özel rol yapma sunucuları varsa, efsane bir manzaraya karşı oturur, gerçekten karakterinize bürünürsünüz. Güneş batarken de elinize alırsınız oltanızı (çok balık tuttuk yeter, skill oldu 475), şapkanızı takar “gel bara birer bira içelim” dersiniz. Barda, birkaç arkadaşınıza daha denk gelirsiniz belki, birinin günlük bir görevi vardır ve yardım ister. O anda kaslarınızı gösterir ve “haydi birkaç yaratık poposu tekmeleyelim” diyerek, en iyi eşyalarınızı üzerinize geçirip, rolünüze bürünürsünüz. Muhabbet, sohbet derken zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız bile ve bir bakmışsınız eğlenceye doymuşsunuz. Daha milyonlarca güzel örnek ve anıyla dolurabilirim burayı. Eminim birçoğunuz da benim gibisiniz çünkü MMORPG, bir şekilde hayatınıza girmiştir.

İşte MMORPG böyle güzel bir şey. Ancak unutmayın, onu güzelleştirmek veya ondan nefret etmek sizin elinizde. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığının farkındayım. Birçok MMORPG’nin bizi bazı şeylere zorladığının da farkındayım. Var olan bir gerçek var; eğer bir oyundan zevk alan birçok arkadaşınız varsa ve onlarla vakit geçirirken (oyun sıradan ve iğrenç bile olsa), geçirdiğiniz her dakika hafızanıza tatlı bir anı olarak yerleşiyorsa, tartışacak bir şey kalmamıştır. “Ey gibi şunları yapardık, hatırladın mı o Gnome sana ne vurmuştu. Ulan kılıcı bir çıkardı Warsong’da, ayaklarım popoma vura vura kaçmıştım. Ah 40 kişiyle yaptığımız o raid’ler. Hatırladın mı rekor yaptığım heal’ı, 1 canla kurtarmıştım seni. Ne şapşaldın be oğlum, tam da kampın ortasına blink atmıştun eheueh…” derken milyonlarca anı bir araya gelir ve devasa bir okyanusu oluşturur. Ve siz de arkadaşlarınızla o okyanusun ortasına kürek çekersiniz. Korkmayın, sandal sağlam. Yeter ki o anıları sağlamlaştıracak zamanları hatırlayın.

Bu konu uzar gider. Verilebilecek çok fazla örnek, yazabilecek çok fazla oyun ve anlatılacak yığınla anım var. Sizin de kendi anılarınız varsa veya bir MMORPG’nin, MMO’nun başka ne gibi yararları vardır gibi düşüncelere sahipseniz, bizimle paylaşmaktan çekinmeyin. Yazın, konuşun, dürtün vs. Şimdi değerli herifim “neden MMORPG sevmiyor”, o konuda bir şeyler yazacak. Elbet haklı olduğu noktalar vardır ancak onlar, benim bu tutkumu yenemeyecek (gidip bi sandviç yapayım da sussun).

Devamı arka sayfada! —->