Annabelle: Kötülüğün Doğuşu Filmini İzledik ve Yorumladık

<span class="fa fa-user"></span>
Ceyda Doğan Karaş
Kültür SanatSinema
1.2K
1

Korku filmlerinde klişe konu olan sessiz müziğin ardından gelen ani ses çıkışlı sahneler, yıllardır aynı şekilde ilerliyor. Bu konuda değişim yapan birkaç yapıma denk gelmek mümkün ancak onlar da kendisini kısa sürede unutturuyor. Korku filmlerinin “çoğunun” ikinci kere izlenmemesinin nedeni de bu aslında; çok belli olan detayları öne çıkartmaları. Açıkçası Annabelle: Creation, belli noktalarda klişe çıkışlara sahip bile olsa atmosfer konusunda tam puan almayı hak ediyor.

Ülkemizde 18 Ağıstos günü Annabelle: Kötülüğün Doğuşu olarak vizyona girecek olan korku ve gerilim filmimizin yönetmen koltuğunda David F. Sandberg oturuyor. Kendisini Lights Out, Attic Panic gibi yapımlardan tanırsınız. Filmin konusu; Oyuncak bebekler yapan bir adam ve karısı, küçük kızlarının trajik ölümünden birkaç yıl sonra, kapatılmış yetimhaneden bir rahibe ile altı kız çocuğunu evlerine alırlar. Misafirler çok geçmeden adamın şeytani yaratımı Annabelle’in hedefi hâline gelirler.

İlk filmden o iğrenç oyuncak bebeği hatırlarsınız. Olur da izlemediyseniz, benim tavsiyem boş vaktinizde en azından göz atmanızdır. Zira bu filmde işin güzel yanı, Korku Seansı ve ilk filme tatlı göndermeler var. Tabii her şey güzel de bir o kadar da mantık hatası dolu, saçma sahnelere de denk gelmek mümkün ki bu durum çok normal, doğaüstü şeyleri beyazperdeye taşımak, her yiğidin hakkı değildir.

Şimdi o eli bi indir önce

Bu paragraf ufak bir sahneyi içerecektir. Eğer filmle ilgili hiçbir sahneyi öğrenmek istemiyorum diyorsanız, okumadan geçiniz. Accık ucundan spoiler yiyebilirsiniz. Filmin bir sahnesinde minik kızlarımızdan biri bodruma giden minik asansörlerden birinde sıkışıyor. Hani tipik beklediğimiz gibi malum iblisimiz, hatunu aşağıya çekmek için asansöre asılıyor. Ama o da ne? Minik kızımız elinde fenerle iblisin eline vuruyor, ELİNE?! Hadi vurdu. İblis de “raawrr” falan yapıp, geri çekiliyor. Sen koskoca şeytan, iblis her ne isen o kadar evi talan et, sonra küçücük bir kızın uygulayacağı güçle, elini sıkışmasın diye çek. Bu ve buna benzer birkaç sahne, filmdeki tek kötü kısım. Ancak, bu demek değil ki bütün filmi at çöpe.

Klasik korkunun ötesine geçememek

Film, tipik korku filmlerinde aniden sessizleşen sahnenin ardından karakterlerin üzerine atlayan “şeylerle” birlikte sesin yükselme konusuna fazla odaklanmış. Ne zaman ki geril geril müzik girer, aniden her şey sessizleşir ve BUUUM! Bir şeyler düşer, parçalanır, ışıklar patlar vb. Bu tarz içerikleri o kadar çok gördük ki filme harcanan bütçenin nereye gittiğini görmek, çok üzücü. Filmle ilgili diğer sıkıntı ise konunun çok belli olması ki bu büyük bir sürpriz değil, ayrıca Annabelle’in hikayesinin çok ucuza kaçması. İlk filmden hatırlarsanız, oyuncak bebeğe bağlı “bir şeyler” konusuna değinilmişti. Bu filmde aynı konudayız ancak daha uzak bir geçmişe gidip, oyuncak bebeğin yaratıldığı zamana gidiyoruz. Sadece 2 dakikada tüm filmin konusunu çözmek mümkün. Bu da diğer seyirciyi üzen noktalardan biri. Bu filmde büyük sürprizler beklemeyin ancak küçük detayları da dikkatli izleyin. Eğer Korku Seansı 1, 2 ve ilk Annabelle filmini izlediyseniz, hepsine gönderme olduğunu bilmenizi isterim. Bu göndermeler de öyle duvar kenarındaki görsellerden daha fazlası. Bayağı bayağı Korku Seansı evreni genişliyor ve hikayeler, birbirini tamamlayacak gibi duruyor.

Etkileyici atmosfer

Filmi baştan aşağı kötülemek büyük haksızlık. Birçok korku filminin sahip olduğu ani zıplatmalar, sonunun belli olduğu detaylara rağmen film, atmosfer olarak çok başarılı olmuş. Her saniye gerilimi üst düzeyde tutan, ses konusunda da bazı noktalarda oldukça profesyonel çalışılan filmde, makyaj ve iblisin modellemesi de etkileyici. Filmin güzel noktası, olayların nasıl örgüsel şekilde şekilleneceği belli ancak nasıl gerçekleşeceği belli değil. Tahmin edilebilir bile olsa yapılan göndermeler ve iki farklı sonuyla Annabelle, ilk filmine selam çakmaktan geri kalmıyor. Hatta Ed ve Lorraine Warren çiftinin orijinal olarak gösterdiği birkaç eşyayı bu filmde görmek mümkün.

Film hakkında daha yazılabilecek, tartışılabilecek çok fazla detay var. Ancak sürprizi kaçırmak istemem ve bunun yanında beklentilerinizi de yüksek tutmamanızı öneririm. Sahne geçişleri, kamera açıları, özellikle ambiyans, oyunculuk konusunda her şey mükemmel. Açıkçası Annabelle filminden de daha fazlasını beklemek zaten zor. Oyuncak bebeği ele geçiren bir iblis ve etrafına korku salıyor. Hani, zaten olacaklar belli. Ya herkes ölecek ya da mucizeyi şekilde herkes kurtulacak. Belki de 1 kişi kalana kadar eziyetler devam edecek. Bunlar gibi konulara kapısını sonuna kadar aralayan Annabelle: Kötülüğün Doğuşu, serinin takipçilerini mutlu etmeyi başarıyor.

Kişisel olarak 10 üzerinden 6.5’in ötesine geçeceğimi sanmıyorum. Sonuç olarak belli detayları yansıtırken, senarist arkadaşlar işini başarıyla gerçekleştirmiş. Gönül isterdi ki hikayenin arkasını biraz daha doldurabilselermiş. İyi seyirler.

Bu arada 2018’in Temmuz ayında The Nun filminin vizyona gireceğini hatırlatırım. Korku Seansı konusunun arkası, böyle ara hikayelerle doldurulmaya devam edecek gibi duruyor.

Sandberg’ün yönettiği Annabelle: Kötülüğün Doğuşu senaryosu “Annabelle”i de yazmış olan Gary Dauberman’a ait. Filmin başrollerini Stephanie Sigman (“Spectre”), Talitha Bateman (“The 5th Wave”, yakında gösterime girecek olan “Geostorm”), Lulu Wilson (“Ouija: Origin of Evil”, “Deliver Us from Evil”), Philippa Coulthard (“After the Dark”), Grace Fulton (“Badland”), Lou Lou Safran (“The Choice”), Samara Lee (“Foxcatcher”, “The Last Witch Hunter”) ve sinemaya bu filmle adım atan Tayler Buck’ın yanı sıra, Anthony LaPaglia (televizyon dizisi “Without a Trace”) ve Miranda Otto (Showtime dizisi “Homeland”, “The Lord of the Rings” üçlemesi) paylaştı.

Yeni Jigsaw Filminin Fragmanı Yayımlandı