Sinema

Gerçek Dünya İçin Fazla Büyük Bir Macera – Başlat Ready Player One İnceleme

0

Günümüzün en popüler konusu “sanal gerçeklik”. Onun sayesinde hayal gücümüzün sınırlarını zorlayabiliyor ve aklımıza gelebilecek her şeyi “şimdilik” hayata geçirebiliyoruz. Video oyunlarında hala işler tam olarak istediğimiz gibi gitmiyor ancak gelecekte neler olacak bilemeyiz. Buna da şükür kıvamında ilerleyen bu teknoloji, bu sefer Steven Spielberg‘ün gözünden kaçmamış olacak ki Başlat Ready Player One olarak ülkemizde 30 Mart tarihinde vizyona girecek olan Ready Player One filmi ile karşımıza çıkıyor. Filmin senaryosu, X-Men: The Last Stand yazarı Zak Penn‘in kaleminden çıkma ve Ernest Cline’ın aynı adı taşıyan ve dünya çapında bir fenomen haline gelen çok satan kitabından esinlenilmiş.

Bir Ceyda atasözü: “Bir video oyunu sadece oynanmaz. Yaşanır. Kimi zaman dümdüz koşmak yetmez ve sınırları zorlamak gerekir.”

2045 yılında gerçek dünya zorlu bir yerdir. OASIS… Aklınıza gelebilecek HER ŞEYİ yapabildiğimiz devasa bir oyun. Yaratılan evren o kadar mükemmel ki dans etmek, bara gidip içmek, kumar oynamak ve dahasını yapabiliyorsunuz. Hatta gerçek dünyadaki ev kiranızı çıkarmak için bile OASIS’te zaman harcamak mümkün. OASIS, muazzam serveti ve OASIS’in mutlak kontrolünü kendine yaraşır bir varis bulmak amacıyla tasarladığı üç bölümlük bir yarışmanın kazanına bırakan, parlak ve aykırı James Halliday (Mark Rylance) tarafından yaratılmıştır. Ana kahramanımız Wade, gerçekliği esneten hazine avının ilk görevini başarınca, o ve “High Five” – Sho (Philip Zhao), Daito (Win Morisaki), Aech (Lena Waithe) ve Art3mis / Samantha (Olivia Cooke) – adıyla bilinen arkadaşları, OASIS’i ve kendi dünyalarını kurtarmak için olağanüstü keşifler ve tehlikeler evrenine savrulurlar. Koskoca OASIS bu, yumurtayı bulan (easter egg), oyunu kazanır.

Ready Player One’da bizi bol bol aksiyon, çeşitli filmlere gönderme, en önemlisi bilinen birçok oyun karakterinin hayat bulmuş hali bekliyor. Bu filmde Street Fighter, StarCraft, Halo, Bayonetta, Batman Arkham, Overwatch, Adventure Time, Godzilla, Donkey Kong, Back to the Future, Space Invaders, Jurassic Park ve çok daha fazlası bizi bekliyor. Karakterlerin bazıları oyunlardan, bazıları filmlerden, bazıları ise kitaplardan. Özellikle “easter egg” mantığını sevenlerdenseniz, belli detaylar gözünüzden kaçmayacaktır. Tabii birçok (ana karakterler hariç) karakter çiziminin üzerinde fazla durulmamış. Belli hareketleri yapıyorlar ve sıradan bir oyundaki avatarmış gibi görünmekten öteye geçemiyorlar. “Hadi hep beraber!” gazını pek alamıyoruz. Hikayeye tam olarak bağlı değillermiş gibi görünüyor, sanki sadece var olmak için varlar.

Online dünyanın en sevdiği detay hiç kuşkusuz 1980’lerdir. Müzikleri, tarzı, video oyunları ve filmleri çoğumuzun kalbini kazanmıştır. Wade (hala filmden bahsediyoruz), içinde bulunduğu ruh hali, kullandığı çeşitli özel oyun içi eşyalar, sevdiği müzikleri dahil birçok detayıyla yüzümüze 80’ler rüzgarını savurup duruyor. Zaten filmin havası da hemen hemen aynı. Her ne kadar sanal gerçeklik dünyasının güzelliğinde kaybolsak bile gerçeğe döndüğümüzde ve yıl 2045 olsa da fark etmez, karakterlerimizin çoğu kendilerini 80’lerde bırakmış.

Steven Spielberg, bizi filmdeki sürprizlere hazırlamıyor. “Laappss” diye suratımıza vuruyor. Karakterlerin nereden çıkacağı belli değil veya ana karakterlerin kullandığı eşyalar olsun, ambiyansın sunduğu renk cümbüşü olsun hemen hemen her detaya hazırlıksız yakalanıyoruz. Easter egg mantığını bilen izleyiciler kendilerini filmdeki her panoya, yazıya ve binaya bakarken bulacak.

Filmin müzikleri Oscar’a aday gösterilen besteci Alan Silvestri (“Geleceğe Dönüş” filmleri, “Forrest Gump”) tarafından bestelendi.

Cline’ın kitaplarına aşinaysanız, DeLorean’ın ne kadar mükemmel olduğunu da bilirsiniz. Bu kısımda Spielberg’in filmi, video oyunları oynamayı seven bir genç kahraman hakkında da aynı şeyi varsayıyor. Wade (OASIS’te kendisini Parzival olarak görüyoruz), kendisinden çok sanal gerçeklik oyunundaki avatarıyla ilgileniyor. Sanki gerçek dünya onun için bir hiçmiş gibi. Gerçek bir oyuncu gibi koltuğuna oturup, kumandayı eline aldığı zaman bambaşka birine dönüşüyor. Hepimiz gibi online olarak insanlarla tanışmak ve muhabbet etmek isteyebilir ancak asıl görmek istediği, oyunun içerisindeki gizem.

Ready Player One’ın film versiyonu, kitap üzerinde bazı önemli avantajlara sahip. Sergileme tabii ki biraz sıradan ancak bir kez tamamlandığında Spielberg, bir dünyanın mümkün olan her şeyin sonsuz dinamizmine odaklanabilir. Wade ve arkadaşları, yarışlar, savaşlar ve bulmacalar aracılığıyla arayışlarını ilerlettikçe, “Hey, bunu hatırladın mı?” gibi bir dizi görsel referansla kitabın dışına çıkarak şakalar yapıyorlar. Açıkçası bu durum, pek de rahatsız edici görünmüyor. Aksine, filme tatlı bir hava katmış.

Filmin belli noktalarda fazla “aşk” kokmasından dolayı rahatsız olabilirsiniz, bu konuda şimdiden uyarmak isterim. Edgar Wright’in Scott Pilgrim Vs. The World filmini izleyenler, Ready Player One’ı izlediklerinde ne demek istediğimi anlayacaklar. Oyundaki avatarların ardındaki insanlar, Ready Player One için güvenilir mizah anlayışına sahip ve senaryo da tam olarak burada eğlenceli olmaya başlıyor.

Filmi asıl güzel yapan ise dünyasının aceleye gelmemiş olması. OASIS sahneleri gerçek anlamda mükemmel ve her yeri, herkesi tek tek ister istemez incelemeye başlıyorsunuz. Özellikle 3D ve IMAX izlerseniz, filmin tadını daha iyi alacağınızdan eminim ki ben 3D izleyin diyen biri değilimdir, bunu dikkate alın derim. Ana karakterlerin tasarımları, çizimleri, mimikleri ah hele ki Art3mis’in koca anime gözleri muazzam. Oyundaki avatarlarların etkisi oldukça yüksek ve Spielberg, bunu kendi yararında kullanmayı başarmış, diğer yapımlarında da genelde aynı hava vardır. Gördüğümüz, “neredeyse” her şey yaratılan bir fantaziden ibarettir. Film de tam olarak bu havayı vermeyi başarıyor.

Tomb Raider (2018) İzledik İzlemesine Ama Sanki Şey Olmuş

Ceyda Doğan Karaş
86 doğumlu. Evli, mutlu, Tauren'li. Star Wars, Doctor Who, Yu-Gi-Oh ve Blizzard delisi. 93'ten beri video oyunlarıyla fazla uğraşıyor ve hayatı onların üzerine şekilleniyor. Korku, macera, psikoloji kitap ve animelerine bayılıyor. Koyu Beşiktaş taraftarı ve cosplay organizatörü. Ayrıca cosplay, vazgeçemediği hobilerinden sadece birisi.

FFXV: Windows Edition – Up Close and Personal – Chapter 5 Dark Clouds

Previous article

FFXV: Windows Edition – Koskoca Empire’a Kafa Tutmak – Chapter 5 Dark Clouds

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in Sinema