Mahallenizin Dostu Örümcek-Adam! Spider-Man: Homecoming İncelemesi

<span class="fa fa-user"></span>
Ceyda Doğan Karaş
Sinema
832
0

Süper kahraman konusu, uçsuz bucaksız okyanustan farksızdır. Herkesin kalbinde farklı bir kahraman vardır. Bazılarımız güç, bazılarımız zeka, bazılarımız ise psişik güçlerin ardındaki bilinmezliğe hayrandır. Özünde hemen hemen hepimiz, süper kahramanlara hayranız. Onların renkli sayfalardan beyazperdeye geçtiği günden beri de beklentilerimiz de doğru orantılı olarak bir hayli arttı. Haklı olarak birçoğumuz çizgi romanlardaki konuların birebir aynı olmasını bekledik. Tabii kimisi konuyu izleyiciye o kadar tatlı yedirmeyi başardı ki aklımızın bir köşesinde yer edinmiş olan sayfalar, yerini aksiyona bıraktı. Bu aksiyon konusu, kimi süper kahraman filmlerinde fazla abartıldı ve derin hikayeyi atlayarak bizi hayal kırıklığına uğrattı. Pek sevgili Örümcek-Adam ise bu süper kahraman filmleri arasında en tuhaf başlangıcı yapmıştı. 2002 yılından bugüne kadar vizyona giren çeşitli Örümcek Adam filmleri, birbirinden farklı konuları işledi ve hiç kuşkusuz İnanılmaz Örümcek Adam (The Amazing Spider-Man) aralarında en başarılı olanlarıydı. Kabul edelim ki Andrew Garfield, Peter Parker karakterine çok yakışmıştı. Tabii görünen o ki Örümcek Adam: Eve Dönüş‘ün (Spider-Man: Homecoming) genç oyuncusu Tom Holland da işini layıkıyla yerine getirmiş. Hatta tahtın sahibi olmaya aday!

Filmin konusu

Captain America: Civil War’da sansasyonel bir başlangıç yapan Genç Peter Parker/Örümcek-Adam (Tom Holland), Örümcek-Adam: Eve Dönüş’te  yeni bulduğu kimliği ve ağ atma yeteneğiyle, süper kahraman olarak yaşamaya başlıyor. Yenilmezler’le yaşadığı müthiş deneyimden oldukça mutluluk duyan Peter, her zaman gözünü üzerinde tutan yeni akıl hocası Tony Stark (Robert Downey, Jr.)’ın gözetimi altında, halası May (Marisa Tomei) ile yaşadığı eve döner. Peter günlük hayat rutininde yaşamaya çalışır ancak bir yandan yaşadığı semtteki insanların sevdiği Örümcek-Adam olmaktan daha fazlasını isteyen, kendisini kanıtlamaya çalışan düşüncelerinden dolayı kafası karışıktır. Ta ki, yeni kötü adam Vulture (Michael Keaton) ortaya çıkıp, Peter’ın hayatta önem verdiği her şey tehlikeye girene kadar.

Biraz oradan, biraz şuradan, biraz da geçmişten

Yeni Örümcek-Adam filmi, türünün en başarılı örneklerinden biri. Bu kadar hızlı ve net konuya dalınca, yazacaklarım azalacak sanıyorsunuz ancak yanılıyorsunuz. Aksiyon, macera ve bilim kurguyu mükemmel bir şekilde harmanlayan film, Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı’ndan (Captain America: Ciwil War) sonraki en sağlam detaylara sahip. Yalnız bu detayları öyle sürekli yapılan göndermeler veya diyaloglarla bir bütünmüş gibi düşünmeyin. Film, gerçek anlamda eğlenceli ve yaklaşık 2 saat 15 dakikalık sürede, sıkılmanızı minimum derecede engelliyor.

Kişisel olarak çizgi romanlarına uzak kaldığım ve sadece 1994-1998 yıllarında çizgi dizilerine hakim olduğum Örümcek Adam serisi, birçok hikayeyle bir araya gelmeyi başardı. Barındırdığı kötü karakterlerin betimlenmesinden tutun, onları seslendiren ekip de dahil filmleri vizyona girene kadar çizgi roman okumayanları bile doyurdu. Geçmişi 1962’ye kadar dayanan Steve Ditko ve Sten Lee imzalı kurgusal karakterimiz, ilk olarak Amazing Fantasy isminde karşımıza çıkmıştı. Örümcek Adam’ın diğer süper kahramanlara göre biraz daha samimi geldiğini kabul etmek gerek. Çünkü o, bir şekilde bize hitap ediyor. Samimi konuşması, zorlu ve tehlikeli anlarda bile kendine olan öz güvenini kaybetmemesi ama bunun yanında okulda zorlu tiplerle uğraşması, bazılarımızın gerçek hayatta karşısına çıkabilecek detaylardı. Bu yüzden May halasından gizli kapaklı işler yaparken, bir yandan da derslerine odaklanmaya çalışması onu sevilen bir süper kahraman yapmayı başarmıştı.

Gel gelelim filmlerindeki ilk çıkışı büyük bir hayal kırıklığıydı. Hoş, bir şekilde bu kırıklığı toparlamayı başaran seri, gittikçe gençleşen bir Örümcek Adam’a alışma konusunda hala zamana ihtiyacı var. Bu konuda sosyal medyada sayısız göndermelere denk gelmişsinizdir. Hele o May hala yok mu? Ne dalga konusu oldu… Neyse ki konumuz “şimdilik” bu değil. İngiliz oyuncu Tom Holland, May hala rolündeki Marisa Tomei’den daha karışık yorumlamalara maruz kaldı. Kimimiz Tom’u çok sevdik, kimimiz ise fazla genç olduğunu iddia ettik. Kaptan Amerika: Kahramanlar Savaşı filminde Tom, başarılı bir oyuncu ve özlediğimiz Örümcek Adam olduğunu kanıtladı. Sadece 15 dakika bile görünse devamını bekledik, çoğumuza yetmedi. Çünkü Tom Holland’ın canlandırdığı Peter Parker, 15 yaşında bir lise öğrencisi ve aradığımız, özlediğimiz, istediğimiz tüm özelliklere sahip.

 

Aradığımız Örümcek Adam, sonunda kendisini gösterdi!

Bu filmde Peter Parker, kimlik karmaşasına düşüp, kimi zaman akıl hocası olan Tony Stark’ı bile sorguluyor. Ne de olsa 15 yaşında bir lise öğrencisi var karşımızda. Bir yandan vurulduğu kızın kalbini çalmaya çalışıyor, bir yandan derslerine odaklanması gerekiyor ancak süper kahraman olup, kendisini kanıtlamak için de elinden geleni yapıyor. Tabii bu sırada Örümcek Adam olmanın getirdiği sorumlulukları da gizlemek zorunda.

Filmde öne çıkan önemli detaylardan bir diğeri de Flash karakteri. Baskı konusunda Peter’ı oldukça ezen ve doğal olarak da görevini yerine getiren kabadayımızın yanına eklenen kötü karakter Adrian Toomes’u canlandıran Michael Keaton, hayranlık uyandıran başka bir performans. Spoiler olmaması adına fazla detay vermeyeceğim ancak Adrian Toomes, öyle süper güçleri olan bir karakter değil. Sadece yanlış zamanda, yanlış işler yapmış ve bu yüzden ailesi için her şeyi feda edebilecek bir birey olarak öne çıkıyor. Tabii Peter Parker’ın en yakın dostu Ned’i (Jacob Batalon) ve lise aşkı Liz Allen’ı (Laura Harrier) unutmamak gerek.  Filmin bu noktadaki güzel yanı, Peter Parker’ın hayatı sadece onun lise aşkından ibaret olmaması. Diğer filmlerde yer alan aşk takıntısı yerine bu filmde, daha fazla Peter Parker’ın Örümcek Adam olma yolunda yaşadıkları öne çıkartılıyor. Güçlerini keşfetmeye ve onları kontrol etmeye çalışan Peter, daha önemli çatışmalarla karşımıza çıkıyor.

Sonuç

Kısacası Örümcek-Adam: Eve Dönüş, yönetmen koltuğunda oturan Jon Watts’in dillendirdiği “eğlenceli Örümcek Adam” konseptini mükemmel bir şekilde izleyiciye sunuyor. Kamera geçişlerinden tutun, güldüren eğlenceli diyalogları; çizgi dizidekine “az da” olsa benzeyen melodilerle süslenen çatışma sahnelerine kadar Örümcek-Adam: Eve Dönüş, isteklerinizi karşılaşacak kadar başarılı. Eğer eski bir Örümcek Adam hayranıysanız, muhtemelen beyazperdedeki en sağlam Peter Parker karakterine hazır olun derim. Bu film, zamanınızı çalmayı hak ediyor. Şimdiden iyi seyirler.

Bu Son Olsun Lütfen! – Transformers 5: Son Şövalye İncelemesi