“At Gibi” Ghost in the Shell İncelemesi

<span class="fa fa-user"></span>
Ceyda Doğan Karaş
Köşe YazısıKültür Sanat
2.4K
0

Ülkemizde Kabuktaki Hayalet ismiyle vizyona giren Ghost in the Shell, beklentilerin çok üzerinde çıkmayı başardı.

Ghost in the Shell, yapı olarak oldukça farklı, herkese hitap etmeyen konusu ve karakterleriyle aslında ana hikayede çok tatlı göndermelere sahiptir. Her bir karakter ayrı başarılıdır ve tasarımlar, diyaloglar, göndermeler ve hatta daha fazlası, günümüz filmlerine örnek olacak niteliktedir. Ghost in the Shell, aşktır arkadaşlar, bunu bilelim.

Ghost in The Shell’in çıkış tarihi 1989’dur. Öncelikli olarak mangasıyla tanıdığımız Ghost in The Shell’in konusu da cyberpunk kadar derin bir felsefeye dayanır. Ghost in The Shell ilk olarak Masamune Shirow tarafından çizildi ve 1989 – 1991 yılları arasında bölümleri devam etti.  Sırasıyla çizilen mangalar ve vizyona giren animeler:

  • Ghost in the Shell (1989) – Manga
  • Ghost in the Shell 2: Man-Machine Interface (1997) – Manga
  • Ghost in the Shell: Stand Alone Complex (2002) – TV Serisi
  • Ghost in the Shell: Stand Alone Complex – Tachikoma Special’s (2002) – OVA
  • Ghost in the Shell 1.5: Human Error Processor (2003) –  Manga
  • Ghost in the Shell: S.A.C 2nd GIG (2004) – TV Serisi
  • Ghost in the Shell 2: Innocence (2004) – Film
  • Ghost in the Shell: Stand Alone Complex – The Laughing Man (2005) – Film
  • Ghost in the Shell: Stand Alone Complex – Solid State Society (2006) – Film
  • Ghost in the Shell: The New Movie (2015) – Film

1995 yılında hayatımıza giren yapım, beyazperdede beklentileri oldukça düşürmüştü ancak oyunculuklardan tutun, görsel şölen de dahil birçok detay, kafanızdaki soru işaretlerini silecek. Mamoru Oshii‘nin 95’teki Ghost in the Shell’i inanılmaz başarılıydı. Evren, kendisine bizi o kadar hızlı çekiyordu ki zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorduk. Müziklerinden bahsetmiyorum bile. İlk film o kadar büyük bir başarı yakalamıştı ki 2004 yılındaki Ghost in the Shell  2: Innocence (devam filmi), Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülüne layık görülen “ilk anime” olma özelliğine sahip. İlk filmin açılış müziği, Making of a Cyborg antik bir Japon diliyle yazılmış ve aynı şekilde söylenmiş. Hani fark ettiyseniz bu animenin altında çok sağlam bir yapı var. Tabii ki bu iki filmin ardından aynı isimle başka seriler de kendisini gösterdi, hatta video oyunu, OVA’ları derken yapım, aldı başını gitti. Şimdi bunları yazarak, sizi tarih dersine boğmak istemiyorum. Yukarıda birkaç tanesini listeledim. Açıkçası Ghost in the Shell olunca, bana bi titreme gelmiyor değil.

Bu arada ufak bir dip not: animeyi izlemeye başladığımızda ilk aklınıza muhtemelen The Matrix gelecektir. Ghost in the Shell, Matrix’ten daha önce yapıldığı düşünülürse, bunun sebebini şöyle bağlayabiliriz; iki yapıma da kaynaklık eden  isim William Gibson, 1980 tarihli siber punk romanı Neuromancer’dan ilham almış. Bunun yanında Blade Runner ismi de size tanıdık gelecektir. Fark ettiğiniz üzere birçok yapıma örnek olmayı başaran Ghost in the Shell, hala hayran kitlesini en tepede tutmayı başarıyor.

İzlemeyenler için ve hatırlamak isteyenlere özel anime bizi 2029 yılına götürüyor. Günlük yaşam, artık sınırsız elektronik bir ağ ve birçok şey de birbirine bağlı. Sayborglar, robotlar, insanlar ve yapay zekaya sahip bütün programlar tek bir ağın parçası halinde. İnsanları diğer sanal yaşam formlarından ayıran temel bir özellik vardır, hayaletler. Bu hayaletler siber suçlular tarafından yönlendirilebilinmektedir. Ortada suçlu olunca, hayaletler hafızaları silebilen varlıklar haline gelebilmektedir. Suçları durdurmak isteyen Ulusal Kamu Güvenliği Komisyonu, dokuzuncu şube personelini kullanmaya başlar. İşte tam bu noktada araya sık sık Binbaşı (Major) olarak kendisine hitap edilen Motoko Kusanagi araya giriyor. Kendisi suikastçi bir sayborgdur. Beynindeki belli hücreler dışında, tamamen robotik parçalardan oluşan Mokoto, oldukça da yeteneklidir. Bir gün Kuklacı isimli arkadaş, üst düzey bilgilere ulaşınca, ortalık karışır. Motoko ile Batou, Kuklacı’yı durdurmakla görevlendirilir.

Filmde ise konu; Binbaşı (Scarlett Johansson) korkunç bir kazadan kurtarılmış ve dünyanın en tehlikeli suçlularını durdurmaya kendisini adayan kusursuz bir asker olarak siber-geliştirilmiş insan türünün ilk örneğidir. Terörizm, insanların zihinlerine girip onları kontrol etmeyi de içeren yeni bir boyuta ulaştığında Binbaşı bunu durdurmak için eşsiz biçimde donatılır. Yeni bir düşmanla yüzleşmeye hazırlanırken kendisine yalan söylendiğini, hayatının kurtarılmadığını, çalındığını öğrenir. Geçmişini geri kazanmak, bunu kendisine kimin yaptığını öğrenmek, başkalarına da yapmadan onları durdurmak için  hiçbir engel tanımayacaktır.